Rektifikasyon Yazıları – Bölüm 2 – Bir Doğum Saati Nasıl Hatırlanır?
Bir önceki bölümde, doğum saatinin yalnızca bir rakam olmadığından söz etmiştim. O rakamın bize hangi yoldan ulaştığı da en az kendisi kadar önem taşıyor. Bu yol bazen bir belgeye, bazen eski bir kayda, çoğu zaman da yıllar boyunca taşınmış bir aile hatırasına çıkıyor.
Doğum saati sorulduğunda ilk cevap çoğu zaman anneden gelir. “Sabaha karşıydı”, “öğleden sonra olmuştu”, “akşam haberlerinden önceydi”, “üçe doğruydu” gibi ifadeler yıllarca aynı aile hikâyesinin içinde yaşamaya devam eder. Bunların hiçbiri değersiz değildir. Fakat hafıza, zamanı bir saat mekanizması gibi saklamaz. Bir anı; görüntüler, duygular, başka olaylar ve daha sonra tekrar tekrar anlatılan hikâyelerle birlikte korur.
Bu nedenle yaklaşık bir bilgi zaman içinde fark edilmeden daha kesin bir biçim kazanabilir. “Üçe doğru” önce “üç civarı” olur, sonra yalnızca “üçte” diye hatırlanır. Bir süre sonra o saatin başından beri kesin olarak bilindiği bile düşünülebilir. Oysa değişen doğum anı değildir; onu anlatma biçimidir.
Burada hafızanın kusurlu olduğunu söylemek de yeterli olmaz. Çünkü hafıza çoğu zaman saati kaybetse bile sahneyi korur. Dışarının karanlık oluşu, günün hangi bölümünde bulunulduğu, hastanedeki hareketlilik, bir yakının henüz gelmemiş olması ya da o güne ait başka bir ayrıntı yıllar sonra hâlâ hatırlanabilir. Rakam silinirken çevresindeki dünya kalabilir.
“İlk bakışta kesin rakam daha güvenilir görünür. “
Rektifikasyon açısından ilginç olan da budur. Bazen elimizde kesin görünen bir saat vardır ama o saatin nasıl oluştuğu bilinmez. Bazen de yalnızca yaklaşık bir zaman hatırlanır ama bu belirsizlik açıkça ortadadır. İlk bakışta kesin rakam daha güvenilir görünür. Oysa kesinlik görüntüsü ile bilginin güvenilirliği aynı şey değildir.
Bu mesele modern astrolojinin ortaya çıkardığı bir sorun da değildir. Doğum zamanının ne kadar güvenilir olduğu, eski astrologların da karşılaştığı temel güçlüklerden biriydi. Milattan sonra ikinci yüzyılda yaşayan Vettius Valens’in eserlerinde de doğum zamanının düzeltilmesine ilişkin daha eski yaklaşımların izleri görülür. Yüzyıllar boyunca farklı astrologların aynı soruna yeniden dönmüş olması, meselenin ne kadar eski olduğunu gösteriyor.
Fakat burada eski yöntemlerin ayrıntısına girmekten çok, onların karşı karşıya kaldığı problemi görmek daha önemli. Bir harita doğum anına dayanıyorsa, o anın ne kadar iyi bilindiği de haritanın temel sorularından biri haline gelir. Gökyüzünün hesabı çok hassas yapılabilir; ama başlangıç bilgisi belirsizse bu hassasiyet tek başına yeterli olmaz.
Belki bu nedenle aile hafızasına ne bütünüyle güvenmek ne de onu bütünüyle reddetmek doğru olur. Hafıza kendi dilinde konuşur. Bazen dakikayı verir, bazen yalnızca günün bir bölümünü, bazen de doğrudan zaman yerine bir sahneyi hatırlar. Bunların her biri başka türden bir bilgidir.
Rektifikasyonda önemli olan, bu bilgilerin hepsini aynı kesinlikte kabul etmek değildir. Daha temel bir mesele vardır: elimizdekinin ne olduğunu olduğu haliyle görebilmek.
Yaklaşık olan yaklaşık kalabilir. Kesin olanın kaynağı sorgulanabilir. Hatırlanmayan şeyin boşluğu hemen doldurulmak zorunda değildir.
Çünkü zamanla ilgili en büyük yanılgılardan biri, belirsizliğin mutlaka eksiklik olduğu düşüncesidir. Oysa bazen “bilmiyoruz” demek, yanlış bir kesinlikten çok daha sağlam bir başlangıçtır.
Bir sonraki bölümde doğum saatindeki birkaç dakikanın peşine düşeceğiz: Küçük görünen bir zaman farkı haritada gerçekten neyi değiştirir ve hangi noktadan sonra bu fark rektifikasyon açısından önem kazanmaya başlar?
AstroNot’u sosyal medyada takip etmek isterseniz



